|
|
December 16
Alıntı
Geri Dönen Mektup
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan,kendini gizler mi alevden? Sen istedin,ondan bu gönül zorla tutuştu..
Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay secde edip çehrene, yerlerde sürünse; Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan, Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...
Ey sen ki, kul ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki, gönüller tutuşur her bakışınla! Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım; Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım. Gözler ki, birer parçasıdır senden ilah'ın, Gözler ki, senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin! Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden, Bir yüz ki,yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana,ey yirmi yılın taze baharı, Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı. Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu! Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek kolaydı, Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.. Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler, Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma "Kaabil", İmkanı bulunsaydı, bütün ömre mukabil Sirretmeye elden seni, bir perde olurdum. Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur, En hisli şiirden de örülmez bu güzellik. Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur; Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...Hüseyin Nihal ATSIZ November 23
Alıntı
Facebook'a yasak
 İran'da se�im kampanyası başlarken facebook'a yasak geldi. October 12
Alıntı
ZAMANI GEÇİRECEĞİNİ BİLMEDİN ..
Zamanı nasil geçireceğini bilemedin bazen.. içinde kendini kaybetiğin de oldu, tam ortasında ahenk içinde tutunduğun da. Her ikisinden de birşey anladın, bu deneyimde o hep seninle beraber.. Kaybettiğini sandın geri geldi, geçmeyecek sandın geçti, çok hızlı geçiyor dedin geçmek bilmedi…
Zaman insan deneyiminde hep acıyla bir tutuldu.. Geçmiş dedin , gelecek dedin, isimler verdin, etiketler taktın, bir kalıba koymaya çalıştın. Sana hep özlemle, acıyla ve aksiyle yanıt verdi. Peki neden?
Neden zaman hep senin aleyhine, neden geçimişin pişmanlık ve özlemle, geleceğin de uzak hayallerle dolu?
Çünkü kendini takdir etmek ve izin vermek sana uzak.. Çünkü enerjinin kaynağı sana uzak.. Çünkü sen kendinden uzaksın..
Ama bu satırları okuyorsan, artık dinliyorsun kendini demektir, biliyorsun orada oldugunu.. farkina varıyorsun…
İşte bunları okumak kadar kolaydır bir an için kendini bulmak..
O “bir an” bir kez geldimi tadına doyamazsın, tanrı’ya dokunmak deneyimidir o. Bütünü ve hiç’i aynı anda yakalamaktır.
Yaptıkların için kendini takdir et ki, geçmişini bırak.. Yapacaklarının da senin için en iyisi olacağından emin ol ki, geleceğin senin için bir endişesi kalmasın.. Geçmiş ve geleceği salıkverdiğinde kalan şey sadece sen olursun, böylelikle ego da geçmiş ve gelecek olmadığı için vücut bulamamış olur.
Ego’nun kendini tanımlayacağı bir geçmiş, “ben” demesinin bir sebebi kalmaz. Kendini daha yukarda gördüğü gelecek rüyaları da kaybolur gider. Sebepsiz ve hiç olursun ve bir sebebe bağlı olan her düşünce parçası, O an da senin için kapıları açan -adeta- meleklere dönüşürler.
Meleklerin eski çizimlerde insanlara bu kadar yakın görünmesinin, aslında her anında beraber olarak anılmasının sebebi budur. Onlar birer enerjidir ve her enerji gibi her an seninle beraberdirler. Ego’n bile aslında senin icin bir melek olabilir -ki sen farkında olmadığında da öyledir; birçok faydası vardır.
Enerji bir dönüşüm içindedir, evrende hiçbirşey kaybolmamaktadır, Ego’nu da bir melek kadar yardımcı bir enerjiye dönüştürmek mümkündür. Evren buna her zaman izin vermiştir ve vermeye de devam edecektir.
Ego’nu dönüştürebildiğinde zaman durmuştur. Dairenin merkezi olmuşsundur ve dairenin merkezi asla yer değiştirmez. Geçmiş ve gelecek olmadığında, merkez olduğunda birbiri ardına dizilecek noktalar yoktur, O tek bir noktadır ve herşey etrafındadır. Saate baktığında ardarda dizili sayılar görürsün, takvime baktığında herşey birbiri üstüne kurulmuş bir rakam dizisidir. Bir önceki ya da sonraki yaprak olmayınca, bir takvim yaprağının hiçbir anlamı yoktur.
İşte orada herşey ve hiç vardır. Yaprak elindeyken ne kadar tek ve yalın kalırsa, sen de o kadar bütünsündür October 10
Alıntı
HER GİDEN ARDINDA BİR BEKLEYEN BIRAKIR...
Her giden ardında bir bekleyen bırakır. Bazen ister "bekle beni" der.. Bazen de "bekleme hayatına devam et" der... Bu bekleme demenın ardında bır beklenme isteği vardır hep... Nedense herkes bırı tarafından beklenmeyı özler. Özlenmeyi özler, ya da birinin hayatında hep var olmayı bilmektir güzel olan.
Ve her kalan yüreğindeki acısıyla "bekleyeceğim" der. Dönmeyeceğini bile bile... Gelmeyeceğini bile bile... Sevmeyeceğini bile bile... Ve bekler... Ta ki bir gün artık ümitler kesilip, yolların tamamen ayrı olduğu fark edilene kadar... Ve başlar keşkeler, pişmanlıklar... Yanı başımızdayken fark etmediğimiz bir çok ayrıntı takılır hafızalara. Oysa, "ne güzelmiş yaşanılanlar" dersiniz... "Meger ne çok sevmişim" dersiniz... Ve belki de hiç sevilmediğinizi fark edersiniz. En acısı da budur ya! zaten. Sevilmeden sevdiğinizi fark ettiğinizde beyninizi yer binlerce soru... Başlarsınız cevabı besbelli olan sorulara kendinizce cevap aramaya
Ve sorgulama zamanı gelir kendinizce... Oysa unutursunuz bir şeyi, "Aşk Sorgulanmadan Yasanmalıdır..." ama unutursunuz bu kuralı "nedenler ve niçinler" kemirir beyninizi... Ağlamak sizin için kacınılmaz bir seçimdir. Ağlarsınız herşeye ve her olaya... Baktıgınız her yer "onda" biter... Gördüğünüz her şeyde "onu" ararsınız... Aynadaki görüntünüzde bir yansıma, sokaktaki köşe başında bir kucaklasmadır... Yağan yağmurdur, denizdeki yakamozdur "o", gecelerin ayı, gündüzlerin güneşidir "o" Ve son cümleler dökülür artık dilinizden... Başkaca diyebileceğiniz bir şey kalmamıstır çünkü... Tıpkı yüreğinizi sizden aldığı gibi giderken cümlelerinizi de götürmüştür yanında... Sessizlik kalır geriye biten bir sevgiden... Ve Ayrılık Urganı kalır boynunuzda "yağlı bir ilmek gibi..."
Sanki biri ha çekti ha çekecek... Durdu sanırsınız dünyayı, ha battı ha batacak... Ama ne dünya durur ne de o ilmek çekilir... Hayat devam ediyordur ve bu çarkın içinde sizi de bilmediğiniz başka diyarlara sürüklüyordur...
Bitecek sanırsınız acınızı ama bitmez... Sadece bir yerlere saklanır yüreğinizde... Bir şarkıda, bir şiirin içli mısralarında ve belki de bir sözde kanamaya hazır bir yaradır o artık...
Sessizliğin İçinde Bir Çığlık, Karanlığın İçinde Bir Işık, Yürekte Kapanmaz Bir Yaradır Artık O"
September 11
Alıntı
Kardeşini karnında taşıyor!11 Eylül 2009 Cuma> Dış Haberler ServisiDoktorlar, bir yaşındaki bebeğin “hamile” olduğunu keşfedince şaşkına döndü. Çinli küçük Kang Mengru’nun göbeği gitgide şişince doktorlar ona tomografi çektirdi ve karnında cenin olduğunu gördü. Bu durumun ikiz gebelik sonucu olduğu ve küçük çocuğun gelişemeyen kardeşinin karnında bulunduğu tespit edildi. Kang’ın karnında bulunan ikiz kardeşi ameliyatla alınacak. August 24
Alıntı
İYİ DÜŞÜN
iyi düşün..
derme çatma fikir heyelanından doğurduğun çiçeğe sığın..saçları dökülünce kayanın, gerçeğe erdim diye sevin zavallıca..bilme, aslında yanlış olanın, baktığın yer olduğunu..ve yanlış baktıkça hiç bir doğruya gülümseyemeyeceğini..bilme ki nem kapmış doğrularının, ha battı ha batacak ha batıracak diye çekmeyesin tasalarını..yüzünde kalan üç beş parça aynalık terkeder belki sonra..uyan, olur olmadık vakitlerde, "yazdım"diye sevin..zaten herkesten biri değil mi insan herkes için..ve her yazı aslında bir kaç zamana hükmeden fani değil mi sanki..ne yaparsan yap.her renge düğüm atmış yüreğim,herşeyi uyutmak için bir yorgan gibi siyahı saklamakta cebinde..ne yaparsan yap..ama yeterki, okuma zevkimi katletme..
July 27 Tenine gözerimle bir resim cizdim
Bir kus koydum gögsünün sol kösesine
Öyle yalanlarla kandır ki onu öyle yalanlarla
Uçmasın bu dünyanın sahte gerçeklerinden
belki sakinlesir bu yer küre biter sevgi kısırı insanlar
Bulanmadan masumiyeti gökyüzünün çocuk olup gel benimle ]
July 16 eker gibi bakma hançeri kından Senin de canını yakan bulunur Senin de bir zalim gelir hakkından Sana da bir kurşun sıkan bulunur Aşkımın ahıyla tutuşur yakan Alıcı kuş kadar sürmez fiyakan Senin de gözünü yaşlı bırakan Senin de boynunu büken bulunur Merhamet olmazsa kalp kiracında Tahtın da kurtarmaz seni tacın da Bir kara sevdanın darağacında July 21 Besmele
Hergün biraz daha yoruyor beni Hasretinle başa çıkamıyorum Hergece bir yerden vuruyor beni Sağ salim sabaha çıkamıyorum
Savaşta geçirdim sanki bir ayı Düşmandan almadım ben bu yarayı Giderken verdiğin tek sigarayı Hatıradır diye yakamıyorum
Vicdanın halimi hiç mi sormuyor ? Küsecek ne yaptım aklım ermiyor ! Zalimsin demeye dilim varmıyor Tavrına bir isim takamıyorum
Yeterki mektup yaz canımı dile Yetmezse uğrunda çektiğim çile Nazar değer diye resmine bile BESMELE çekmeden bakamıyorum... May 22 Gel, demiştin kıramadım ricanı Güçlü sevgim hiçe saydı bu canı, Nasıl unuturum o heyecanı, Çocuk gibi ürkek, toydum düş müydü?
İlk zifaf gecesi yaşarcasına, Şarab-ı aşkınla coşarcasına Nefes nefeseydik koşarcasına, Zevkimden sırsıklam suydum, düş müydü?
Şiirle çınlattım kulaklarını, Hazdan al al ettim yanaklarını, Busemle o dolgun dudaklarını, Kan revan içinde koydum, düş müydü?
İki iri azat ettim yunustan, Kütür kütür diri idi genç kızdan, Topuktan başladım sırttan omuzdan Öperek çırçıplak soydum, düş müydü?
Ben usta süvari sense kısraktın, Dizgini arzuma bana bıraktın, Güçlükle zaptettim öyle kıvraktın, Bir ara kalçandan kaydım, düş müydü?
Aradan utancı kaldırıyorduk, Sevişmekten öte saldırıyorduk, Zevkten ser-mest olup çıldırıyorduk Vuslata doyurdum doydum, düş müydü?
Sevgilim Cemalim erkeğim, derken, Busenle irkildim şafak sökerken, Son defa sarılıp veda ederken, Aşkın kanununa uydum, düş müydü?
|
|
|
|